

Soykırımla suçlanan ve 13 yıl sonra yakalanan Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karaciç, Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde kendisini savunmaya hazırlanıyor.
Radovan Karaciç, avukatı Svetozar Vujaciç'e, yargılanmak üzere mahkemeye iadesi halinde savunmasını kendisinin üstleneceğini söyledi.
Svetozar Vujaciç, Karaciç'in bu durumda davayı kazanacağından emin olduğunu da sözlerine ekledi.
Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı Serge Brammertz'in bir sözcüsü ise sanıkların kendilerini savunmalarına karşı olduklarını kaydetti.
Mahkemenin eski başsavcısı Richard Goldstone da BBC'ye yaptığı açıklamada, savcıların eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloseviç'e oranla Radovan Karaciç'e daha az hoşgörülü davranmalarını umduğunu belirtti.
Uzmanlar, Karaciç'in davayı, Birleşmiş Milletler'e bağlı mahkemenin yetkisinin dolacağı 2010'a kadar uzatabileceğini söylüyor.
Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisine sahip daimi üyelerinden Rusya, sürenin uzatılmasına karşı çıktığını açıklamıştı.
Daha önce Slobodan Miloseviç'in mahkemede kendisini savunması ise davasının uzamasına yol açmıştı.
Miloseviç davasının beşinci yılında 2006'da ölmüştü.
Radovan Karaciç'in önümüzdeki hafta Lahey'deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne teslim edilmesi bekleniyor.
Karaciç ise Sırp makamlarının bu yönde aldıkları karara itiraz edeceğini bildirmişti.
Karaciç'ten sonra Mladiç beklentisi
Bosnalı Sırpların eski liderinin yakalanmasını ardından ABD ve AB şimdi de, Sırbistan'ın, Bosnalı Sırpların eski komutanı Ratko Mladiç'i yakalamasını bekledikleri yönünde mesajlar veriyor.
ABD'nin Birleşmiş Milletler'deki temsilcisi Zalmay Halilzad, Karaciç'in yakalanmasını sevinçle karşıladıklarını ve onu yakında General Mladiç'in izlemesini beklediklerini söyledi.
AB dönem başkanı Fransa da birliğin şimdi Sırbistan Hükümeti'nden yeni tutuklamalar beklediğini söyledi.
Sırbistan Savaş Suçları Savcısı, istihbarat örgütlerinin aslında Mladiç'in izini sürerken Karaciç'i yakaladıklarını söylemişti.
Ancak, Mladiç'in Sırbistan ordusu içinde bağlantıları olduğu ve yakalanmasının Karaciç kadar kolay olmayabileceğine de dikkat çekiliyor.
BBCTurkish
Yorum (0) Kalici Baglanti
Yorum (0) Kalici Baglanti

Yorum (0) Kalici Baglanti
BALIKESİR HUTBESİ
ATATÜRK'ÜN PAŞA CAMİİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
7 ŞUBAT 1923
Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür.
Allahın esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun.
Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçkleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir.
Temel kanunu, hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur'an'daki mânası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunarı arasında çelişki olması gerekirdi.
Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Hak'tır.
Arkadaşlar; Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazreti Peygamber'in mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize; milletimizin bugününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah'ın huzurunda bulunuyoruz.
Beni buna eriştiren Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevab kazanacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasının gerekli olduğunu düşünmek yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihnini ayrı ayrı faaliyette bulunması zorunludur. İşte biz de burada din ve dünya için, geleceğimiz ve bağımsızlığımız için, özellikle egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım.
Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Milli amaçlar, milli irade yalnız bir kişinin düşünmesinden değil, milletin bütün kişilerinin arzularının, emellerinin sonuçlarından ibarettir. Bundan dolayı benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim.
Hutbeler hakkında sorulan sorudan anlıyorum ki, bugünkü hutbelerin şekli, milletimizin duygusal fikirleri ve lisanı ile medeni ihtiyaçlarıyla uygun görülmektedir. Efendiler, hutbe demek topluma hitabetmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur.
Hutbe denildiği zaman bundan birtakım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazreti Peygamber'in hayatta olduğu mutlu dönemlerde hutbeyi kendisi söylerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek, dört halifenin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört halifenin söylediği şeyler o günün sorunlarıdır, o günün askeri, idâri, mâli ve siyasi, sosyal konularıdır.
İslam toplumunun çoğalması ve İslam ülkeleri gerilemeye başlayınca, Cenabı Peygamber'in ve dört halifenin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri bildirmeye birtakım kişileri memur etmişlerdir. Bunlar herhalde en büyük ve ileri gelen kişiler idi. Onlar camilerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatmak ve doğru yolu göstermek için bir şart lâzımdı. O da milletin lideri olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması!
Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü, her şey açık söylendiği zaman halkın beyni faaliyet halinde bulunacak iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir. Ancak millete ait olan işleri milletten gizli yaptılar. Hutbelerin halkın anlayamayacağı bir lisanda olması ve onların da bugünün gereklerine ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi, Halife ve Padişah sıfatını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.
Hutbeden amaç halkın aydınlatılması ve ona yol gösterilmesidir, başka şey değildir. Yüz, ikiyüz, hatta bin yıl önceki hutbeleri okumak, insanları cahillik ve çağın gerisinde bırakmak demektir. Hatiplerin normal olarak halkın günlük kullandığı dil ile konuşmaları gereklidir. Geçen yıl Millet Meclisi'nde söylediğim bir nutukta demiştim ki "Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur."
Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları hergün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.
Yorum (1) Kalici Baglanti
CUMHURİYET GAZETESİ / MUSTAFA BALBAY'DAN - GÜNDEM
29 Haziran 2008
MALUM; MİR DENGİR FIRAT MECLİSTE ANIRACAĞINI SÖYLEMİŞTİ...
BALBAY'IN DEDİĞİNE GÖRE KENDİSİNE EŞEKLER YANIT VERMİŞ :
“BİZİM ANIRMAMIZ SENİNKİNDEN DÜZGÜNDÜR,
EŞEKLER SENİNLE YANYANA GELMEKTEN ÜZGÜNDÜR !”
AŞAĞIIDA MUSTAFA BALBAY 'IN LAFONTEN STİLİ YAZISI BU MEALDE MÜKEMMEL. . .
GÜNDEM / CUMHURİYET GAZETESİ
Mustafa BALBAY
AK Babanın Çırpınışları...
Affedersin La Fontaine, görüşmeyeli hayli zaman oldu... Görsen bu zaman diliminde bizim ormanda neler oldu.
Seninle ilk usta-çırak ilişkisine tutuştuğumuz günlerin güvercini, kurdu, arısı gitti, yerine AK Baba geldi. Gelişten sizi haberdar ettim...
Sonrasında olup bitenleri izlemekten aktarmaya fırsat bulamadım.
Deme, insan ne yapar eder haber verir...
Kendimi arıyorum meşgul çalıyor desem, yeridir.
Sözün özü usta; bizim orman, karman çorman...
Orman tarihi boyunca düşündü ki iktidardakiler; anlaşılan hep iktidarda kiler...
O zaman biz de dolduralım kileri vakit geçirmeden, her şeyin bir yolu bulunur, bazen viraj bazen kestirmeden...
AK Baba türünün bütün özelliklerini gösteriyor, kendinden olana yol veriyor, olmayanı yere seriyor. Dediğim dedik çaldığım büyük diyor.
Arkasına almış bir 'AB'a, bazen nazik bazen kaba...
Her satılandan pay alıyor; doymak bilmiyor...
Her değeri kemiriyor; durmak bilmiyor...
Her yasayı deliyor; saymak bilmiyor...
Sözüm ona, demokrasiyi tabana yayacaktı; yolsuzlukları yaydı.
Her kesim boyu kadar, gidişten payını aldı.
***
İşler böyle giderken tatlı tatlı... AK Baba'yı ürküttü bir beyaz atlı...
'Ben' dedi, ormanın hukukunu korurum, haddini aşanın kapısına kilit vururum...
Vayyy sen misin bunu diyen... Yoksa payını almadın mı; yok mu sülalende yiyen...
Her yöntemi denediler, başaramayınca sendelediler. Yırtınmaktan kalmadı bağırlarında kılları, almıyordu akılları...
Ormanın tek hâkimi AK Baba'ya tüm kapılar açılırdı, şimdi nasıl olurdu da dava
açılırdı...
Buldular içeride dışarıda toonlarca kukla... Her biri ezberledi dersini, mutlulukla:
Kesinlikle yargılanamaz ormanın başına geçen kişi...
Buna cüret eden bilmiyor bu işi...
İktidar hukuku der ki; AK Baba'ya yasa işlemez...
Karşısında herkes el pençe divan durur; kurt ulumaz at kişnemez...
Ne demek AK Baba'ya kilit, haddini İngilizce de veririz; kill it...'
Sürerken bu tartışmalar, atışmalar, durumu iyi özetleyen biri çıktı:
Dangır Hır Meret Kır At...
Ormanın kuruluş günlerine kadar götürdü hıncını...
'Ağaçlar dikilirken, ırmaklar tarlalara su verirken, yollar yapılırken, herkes benliğini bulurken biz kendimizi kaybettik' dedi, 'uğradık travmaya...
Belki bundandır, karışık biraz maya...'
Ormanda uğultular yükselince, bizimki devam etti tarihsel lince:
Her kim ki, ormanın temellerini okudum derse şaşırırım...
Böyle birini görsem, eşek gibi anırırım...'
Buna yata kalka kahretti eşekler, az geldi yorganlar döşekler... Dediler:
Bizim anırmamız seninkinden düzgündür... Eşekler seninle yan yana durmaktan üzgündür!'
***
Farkındayım usta, uzattım lafı...
O kadar çok ki AK Baba'gillerin gafı... Elbet soracaksın:
Anladım çırak, uzun lafı bırak... Yok mu aklı başında, gidişe yön verecek biri bu ormanda; ne bileyim, kurt kuş, o da yoksa manda?'
Ahh usta sorma, yaramızı deşip bizi yorma...
Gidiş ormanda ne sağ bıraktı ne sol...
Sağdakiler sağır... Kıratın başına biri geçti, soylu mu değil mi daha belli değil...
Ötekinin mumu sönmüş, yansa da ferli değil...
Soldakiler soluksuz... Kimi oklarını korumakla meşgul; her taraftan saldıran saldırana... Kimi ölse de baba güvercin başımdadır diyor, iç dese içerim bal derim baldırana...
Özeti bu usta, yine senlik oldu bizim orman...
Her şeyin üstüne çöktü AK Baba; biraz derman!
Umutsuz da değiliz hani, silkelensek toparlayacağız...
Belki adalet terazisi dengesini bulunca parlayacağız!
MUSTAFA BALBAY
CUMHURİYET GAZETESİ
29 HAZİRAN 2008
Yorum (0) Kalici Baglanti
Mevlana Fihi Ma Fih adlı eserinde şöyle diyor :
' Sizler , kadının kapanmasını istedikçe, herkeste onu görme isteğini kamçılamış olursunuz.
Bir erkek gibi bir kadının da yüreği iyi ise,yasakları uygulamasan da , o iyilik yoluna gidecektir.
Yüreği kötü ise , ne yaparsan yap , onu hiç bir şekilde etkileyemezsin.
Kıskançlık denilen şeyi bilme.
Cahillerdir , kadından üstün olduğunu sananlar.
Cahiller kabadır. Sevgi ve güleryüz nedir bilmezler.
Ancak hayvan erkekler , kadından üstündür.
Seven erkek ise , kadınla eşittir. '
Yorum (1) Kalici Baglanti
KORKMA SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK
Yorum (0) Kalici Baglanti

Yorum (0) Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa
|1/121|Sonraki Sayfa>>
"Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlıkla mücadele kapısını açtığı için, hakiki dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler ilerlemenin ve yükselmenin düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış şark kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz"
Mustafa Kemal ATATÜRK

